Fuat Türker yazdı…

 

 

Yoksa Allah’tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: “Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?” De ki: “Şefaatin tümü Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer Suresi, 43-44)

 

Kimi insanlar Allah”ın huzuruna getirildikleri o gün, bir şefaatçinin arkasına sığınacaklarını ve o şefaatçinin, günahlarını yükleneceğini, onları savunacağını, Cennet’lerine vesile olacağını zannederler. Bu sebepledir ki yaşadıkları sürece şefaatçilerinin rızasını gözetirler. Bu sadece zandır. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. (Bakara Suresi, 286)

 

O gün geldiğinde samimiyet üzerine kurulmamış olan tüm dostluklar biter. Kimse bir başkasının günahını yüklenemez. “Hiçbir günahkâr bir başka günahkârın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, -bu, yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez… (Fatır Suresi, 18)

 

Rabbinden uzak yaşayanlar için o gün ne bir yardımcı ne de bir şefaatçi bulunmaz. Kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir destek, hiçbir alış-veriş yoktur. Hiçbir fidye kabul edilmez.

 

… Onunla (Kur’an’la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah’tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz… (Enam Suresi, 70)

 

Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları o gün; herkes bir çağırıcıya uyar. Bütün yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durur. Allah’a karşı sesler kısılır. Rahman’ın kendilerine izin verdikleri dışında kimse konuşamaz. Dünyada haddini aşan, azgınca bağıra çağıra konuşanlar, korkudan fısıltıyla konuşur. Artık bir hırıltıdan başka bir şey işitilmez. O gün, Rahman olan Allah’ın, sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz. Konuşmasına izin verilen de doğruyu söyler. Allah, Peygamberlerinin, elçilerinin ve razı olduğu samimi kullarının orada ne söyleyeceklerini bilir. Allah zaten bilir ve bir güzellik olsun diye söyletir.

 

Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) ‘teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)’ Bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır. (En’am Suresi, 94)

 

O gün, herkes ilk defa yaratıldığı gibi ‘teker teker” Rabbine sunulur. İnsanın, dünyaya dair sahip olduğunu zannettiği her ne varsa arkada kalır. Akrabaları, ailesi, arkadaşları, dostları; tümü.  Gerçekten ortaklar olduğunu zannettiği ‘şefaatçiler’i de yanında değildir. Kurtarıcısı olarak gördüğü, hakkında zanlar beslediği, Cehennem’den kurtarıp, Cennet’e sokacağını düşündüğü ‘put’ları da. Allah ile arasındaki bağlantı olduğunu zannettiği ama gerçekte onu şirke sürükleyenlerle aradaki bağları da “parçalanıp-koparılır”.

 

Kur’an’da şefaat konusundaki âyetler, ahirette kimsenin yardım etmeye güç yetiremeyeceğinin bilincinde, dünya hayatında elimizden gelenin en fazlasını yapmamıza dair bize öğüt ve uyarıdır. Kulunun günahlarını ancak Allah bağışlar.

 

 

Allah, “Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kusurlarınızı örteriz ve sizi ‘onurlu-üstün’ bir makama sokarız. (Nisa, 31) buyurup bizi uyarırken, hesap günü büyük günahları bağışla(t)ma hakkını/hükmünü Peygamberimiz(asm)’a veriyor olabilir mi?;

“Benim şefaatim, ümmetimden kebire sahiplerinedir /büyük günah işleyenleredir”. [Tirmizi, Kıyame, 11]

Kaldı ki Peygamberimiz (asm)’a kimlere şefaat edeceği sorulduğunda, “benim şefaatim, dili kalbini tasdik ederek yürekten kelime-i tevhidi getirenleredir” buyuruyor.

Allah Rakıb’dır; bütün varlıklar üzerinde gözcü olan, bütün işleri kontrolü altında tutandır. Habir’dir; her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdardır. Hiç kimse bilgi bakımından Allah’ı kavrayıp kuşatamaz. Allah’ın bilmediklerini bilen yoktur ki o gün Allah’a gerekçeler açıklayarak ceza vermekten vazgeçirip, sonucu değiştirsin. Allah Adil olan, adaleti emredendir. Hakem’dir Allah; hükmeden, hakkı yerine getirendir.

Şefaati, ‘Allah’ın azabından kurtarma’ gibi anlamamalı. Hiç kimse bir insanı Cehennem’den çıkarıp Cennet’e koyamaz. Şefaatin tümü Allah’ındır. Allah seçtiği kuluna şefaat izni vermeyi dilerse, onu da bir güzellik, bir şeref olarak yaratır.

Göklerde İlah ve yerde İlah O’dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Kendisi’nin olan (Allah) ne Yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi O’nun Katındadır ve O’na döndürüleceksiniz. O’nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka. (Zuhruf Suresi, 84-85-86)

Din gününün sahibi olan Allah Müstean’dır; Kendisine ihtiyaç olunan ve Kendisinden yardım beklenendir. Gaffar’dır; mağfireti, bağışlaması çok olandır. Lâtif’dir; lütuf sahibi, lütfedici olandır. Kurtuluşumuz Rabbimizin şefaati iledir. Allah merhamet edenlerin en merhametlisidir. O’ndan daha merhametlisi mi var?..

Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının. (Bakara Suresi, 48)

 

 

 

1 YORUM

  1. Şefâat Allâh’ın izni, irâdesi ve yaratmasıyla cehennemden kurtarır. Âyetten işâret olduğu gibi, Hadîs-i Şerîf’te “ümmetin büyük günâh sâhipleri için kullanacağını (Allâh’ın izniyle) Efendimiz Aleyhisselâm’ın söylemesi bu konuda önemli bir Hadîstir. Şefâatle ilgili Hadîs çok, lâkin bem Kur’ân-ı Kerîm’den de delil istiyorum diyenlere şefâatin Kur’án-ı Kerîm’e göre ispâtıyla ilgili Ehli Sünnet Hocamın sohbeti:

    Altta da bu konudaki Âyetlerin incelenmesi ve Peygamberimize Allâh-u Te’âlâ’nın lütfettiği (ve yine Allâh’ın râzı olduğuna şefâat edilebileceği) şefâay yetkisini kabûl etmeyenlerin iddialarının çürütülmesi var, amacı gerçeği bulmak olanlar okudunlar lütfen. Edad ve ümmet 1400 senedir buna îmân etmiş, bakalım Kur’ân-ı Kerîm’e:

    Şefâatin fayda vermeyeceğiyle ilgili Âyet kimsenin mutlak anlamda (Allâh’ın izni dışında) şefâat hakkına sâhip olmadığı hakkında veyâ kâfirler hakkındadır. Neden böyle anlaşılmalı? Kur’ân-ı Kerîm’de şefâat Âyetleri iki çeşittir:
    1. Tüm şefâatin Allâh-ı Te’âlâ’ya âit olacağı
    2. Allâh’ın izniyle kulların şefâat edebileceği

    Meleklerin bile şefâat edebileceğini söyleyen Allâh-u Te’âlâ’nın muhteflif yerlerde şefâatin kendi izni olunca olabileceğini ve şefâatin kendisine âit olduğunu ve yetkinin tümüyle kendinde olduğunu ifâde etmesi O’nun yetkisine kimsenin ortak olamayacağını anlatır; lâkin kendisinin bu yetkiyi vermesine siz sınır getiremezsiniz.
    Modernizm algısıyla bürünen bir zihin için delîl değil, göz önünde duran şey makbûldür. O yüzden işi sağlama almak adına önce şefâat yok diyenlerin delîllerini çürütüp, ardından da şefâatin Kur’ân- Kerîm’de geçtiğini ve Sünnette de manen tevâtür derecesinde olduğunu zikredeceğim bi iznillâh, inşâAllâh:
    Şefaat yok diyenler;
    1. Şefâatin Allâh’a âit olduğuyla ilgili Âyet var:
    Evet, var:
    “De ki: Bütün şefaat Allah’ındır” (Zümer Sûresi, 44. Âyetten)
    Şefâat yetkisinin tümüyle Allâh-u Te’âlâ’ya âit olduğunu bu Âyetten anlıyoruz; peki Allâh-u Te’âlâ kullarına böyle bir yetki verir mi?
    ▫️Cevâb Bakara Sûresi, 255. Âyette:
    “İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir?”
    Allâh-u Te’âlâ boş iş yapmaktan münezzeh! Burada “izni dışında” kaydını koyması izin verdiklerinin olduğuna işâret ediyor. Peki bir de şu Âyete bakalım:
    ▫️“O gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez.” (Tâhâ Sûresi, 109. Âyet)
    Buradan da yine Allâh’ın izin vermesi ve o kişiye şefâat edilmesinden râzı olmasıyla şefâat edileceği anlaşılıyor.

    Necm Sûresi, 26. Âyette ne buyuruluyor:
    ▫️“Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah’ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz.”
    Allâh’ın izin vermesiyle şefâatin izin verileceğini anladığımız Âyetler bunlar.

    2. Bu Âyetlere zıt manâda olduğu ileri sürülen Âyetler:
    Müddessir Sûresi, 48. Âyet:
    “Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.”
    Bu Âyeti delil olarak öne süren kişi kuvvetle muhtemel ki mealcidir. Neden mi? Çünkü Âyetin üstündeki Âyetlerde şöyle buyuruluyor, parçalı bakış açısı olduğundan bu kişi bunu fark edemiyor:
    ▫️“Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik,
    Yoksulu doyurmuyorduk,
    (Batıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk, 
    Ceza gününü de yalan sayıyorduk, 
    Sonunda bize ölüm geldi çattı.”
    Şimdi şu Âyeti okuduğunuzda şefâatin kâfir kimselere (cezâ (karşılık) gününü, yanî âhireti yalanladığından kâfir oldukları anlaşılıyor) fayda vermeyeceğini anlayacaksınız inşâAllâh:
    “Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.”

    Yanî şefâatin kâfirlere fayda vermeyeceği anlatılıyor bu Âyette, Mü’minlere fayda verir!

    3. Fayda verdiğini nereden biliyoruz?
    ▫️Muhammed Sûresi’nin 19. Âyetinde Allâh-u Te’âlâ Peygamber Efendimiz (Aleyhisselâm)’e “Mü’min erkeklerin ve Mü’min kadınların günahlarının bağışlanmasını dile!” buyuruyor. Allâh-u Te’âlâ boş iş yapmaktan münezzeh. Eğer başkası adına istiğfar etmek, o kişinin bağışlanmasını istemek fayda vermese Âyette bunu emretmezdi. Bu kadarı kâfî olsa gerek.

    4. Hadîs- i Şerîflerde şefâatin olduğu o kadar çok zikredilmektedir ki şefâatin hak olduğu manen (mana olarak) tevâtür (kesinli bildiren Hadîs ıstılâhı) olmuştur. İşte birkaçı:
    ▫️“Şefaatım, ümmetimden kebire (büyük günah) sahipleri içindir”
    (Ebû Dâvud, Sünnet: 23, no: 4739, 2/649; Tirmizî, Kıyâmet: 11 no: 2435, 4/625, İbn-i Mâce, Zühd: 37, no: 4310, 2/1441)
    ▫️”Kıyâmet gününde üç sınıf insan şefaat edecektir; Peygamberler, alimler ve şehitler.” (İbn-i Mâce, Zühd: 37, no: 4313, 2/1443)
    ▫️Her kim ezânı duyduğunda:
    (…) derse kıyâmet gününde şefaat(im) ona helâl (vâcip) olur.”
    (Buhârî, Ezân: 8, no: 589, 1/222; Ebû Dâvûd, Salât: 38, no: 529, 1/201; Tirmizî, Salât: 157, no: 211, 1/412; Nesâî, Ezân: 38, no: 680, 2/26)
    Yine (Buhârî, Mesâcid: 23, no: 427, 1/168; Müslim, Mesâcid: 5, no: 521, 1/370) kaynaklı uzun Hadîs-i Şerîf ve kıyâmet günü Makâm-ı Mahmûd’un Efendimize (Aleyhisselâm) âit olduğunu, o şefâat etmeden şefâat kapısının açılmayacağını bildiren Hadîs-i Şerîfler de buna delildir

    5. Şüpheniz kalmasın:
    > Şefâatin yalnızca cennetliklere âit olduğunu iddia eden delâlettedir, bâtıl bir iddiada bulunmuştur; zîrâ Efendimiz şefâatin ümmetin büyük günah sâhiplerine olduğunu zikretmiştir. (Yukarıda zikredildi)
    > Şefâatin şirk olduğunu iddiâ etmek bâtıl bir görüştür; zîrâ Allâh-u Te’âlâ şirke asla izin vermez. İzin verdiklerinin şefâat edeceğini buyurması şefâatin şirk olmadığına delildir. Hem neden şirk oluyormuş ki?
    Yaratan Allâh,
    İzin veren Allâh

    Ee o zaman Allâh’ın şifâyı balda yarattığına inanarak Allâh’ın izniyle birisinden bal istemek de mi şirk?!! Siz dinden/Ehli Sünnetten çıkmışsınız demekten evvel sizin aklınız var mı, dinle mesûl müsünüz diye soralım? Yapmayın, bu topraklardaki has ve öz îmânı çalmak için hep böyle bâtıl fikirler sokuyorlar. Sultân Alparslan ne diyor:
    “Biz hâlis Müslümânlarız. Bidat nedir bilmeyiz, O’nun için Cenâb-ı Hak biz Türkleri azîz kıldı”

    Âlem İslâm güneşiyle ısınmasın, nûra ğark olmasın diye, İblis’in (Allâh’ın laneti onun üzerine olsun) Allâh-u Te’âlâ’ya kullarını azdıracağını söylemesi vâki olsun diye bizim Efendimiz Aleyhisselâm’dan ve O’nun ümmetine muhabbetinin nişânesi olarak Allâh-u Te’âlâ’nın ona lütfettiği şefâatinden bizi alıkoymak istiyorlar. Ecdâd Ehli Sünnete sımsıkı sarıldığı için azîzdi! Bu kadar delîlin peşine 1400 senedir Müslümânları ekserîsinin buna îmân ettiğini, Peygamberimizin Aleyhisselâm övdüğü komutanın şefâate îmân ettiğini de koyun; biz yanlıl anlamadık; emek harcayarak hâzırladığım şu yazının meyvesi inşâAllâh tevbeniz olacaktır, hüsn-ü zannım budur. Tevbe etmezseniz eğer, Allâh’a zerrecik zarar vermiş olmazsınız, zarardan da kârdan da münezzeh olan Allâh’ın Habîb-i Kibriyâ Muhammaed Mustafâ (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’e lütfettiğini inkâr etmeyin, şefâat yok derseniz, şefâat bulamazsınız!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here